bourne onur alive just a minute ago happen anti

Özgürlüğe bir kala

Bilirmisiniz özgürlüğe bir kala yaşanan duyguyu. Elbette bilirsiniz. Bilmez olurmusunuz hiç. Bitmek bilmeyen okulun o son haftası mesela. Hayatında en çok o günü kaçırmaktan korkarsın. Bir şeylerin sonu ve bilinmeyene yeniden başlangıç gibidir bazen.

Benim için son 11 ay özgürlüğüm sanki hiç alınmamış gibiydi, bir yandanda inisiyatifim, kaderimi çizme hakkım tam anlamıyla engellenmiş, hiç anlamadığım, ilgilenmediğim bir alana gömmem zorlanmıştı. Ki gömdüm koca yılı. Bitmek bilmedi, ama geçti. Her gece rahat yatağımda uyudum, her ay aldığım maaşı sonuna kadar yedim. Hatta fazlasını. Boş tarlaların ortasındaki tek tük meşe ağaçları daha bir güzel gelmeye, şehrin kalabalığı daha boğucu gelmeye başlamıştı artık.

Sadece bir gün kaldı. Yatçam kalkçam bitçek o da. Ama uyku tutmayacak bu sefer o gece ayrı bir uzun, daha bir sıcak, ayrı bir bitmez gecesi olacak. İyiki mevsim kış değil, geceler daha da uzun daha da geçmek bilmez. Son sabahı düşünsene bir. Birazdan yarışa çıkacak jokeylerden biri gibi olmaz mısın, depreşen atın üzerinde, her an podyumdan fırlayacak gibi gergin. Belkide sabah kahvaltını ederken peynirden bala, baldan ekmeğe konan, senin gazetenle savuşturmana aldırmayan o kayıtsız sinek gibi olursun. Ben saymadım desemde, benim için saydılar bire kadar tek tek. Bir gün bile atlamadı, hatta cabasıda eklendi üstüne. Karın ağrıları çekmedim mi, gerginlikten bazen. Yalnız başına kaldığında, bana hangisinin daha çok acı verdiğini bulmak için çıldırmadım mı? Blog denen zehrimin deresini bulmadım mı?

Güneş daha parlak olacak yarın. Tahminler 36 derece ve rüzgarsız diyor. Yani yapış yapış demek. Sıcak bir günde özgürlüğe kavuşmak çok daha güzel aslında, soğuk bir günde titreye titreye sığınmak zorunda kalmak, özgürlüğe darbe vurmaz mı?

İşte o zorundalıklar değil mi, hâlâ aklımda. Özgürlüğe gem vurduran, edeceğim küfrü mide asidimde sindirmeme yol açan ve gastritlere yol açan üzerine dilimlenmiş limonlu maden suları veya ballı ılık sütler içirten. Yumruğumu yerinden oynatmadan, sıkıp ve etime geçen tırnakların yarasını kolonya basıp tedavi etmeme yol açan, bir hafta on gün ince ince sızlayan. O kırmızı otomobilin koltuğuna oturup gezmemi engelleyen, geceler boyu sadece motorunun sesini ve yanımdan geçişini hayalime yerleşip kendimi mutsuz hissetmeme yol açan.

Bir gün kaldı, 24 tane saatin, ritmik ve senkronize dansı var önümde. Bundan önceki bir senenin her gününde olduğu dansın aynısı sadece sonu daha bir heyecanlı.

Özgürlüğüm Bostancı sahilinde Şakir’le biraları içmekle sınırlı olacak olsa bile güzel bir son bence. En güzel altın kafesin içindeydim bir senedir, ondan önce bir ara olan 22 senelik giriş ve gelişme sürecim gibi. O aradaki 6 kısa seneyi ne kadar süründüysemde, burnumdan gelen fitillerin tek bir tanesine değişmedim. Zaten o senelerde, miladi takvime göre 103 gün sayılmıştı sonra Bakanlar Kurulu kararıyla, bende bir ah çektim, o haberi TV’nin reklamarasında izlediğim o 30 saniyede, sonrada “nasılsa ben yaşadım onları 103te deseler ben bilirim olanı biteni” dedim. Her bir saniyesi yaptığım serseriliklerimin, dik kafamın beni dimdik ayakta tuttuğunu tabi önümde koca göbeğimle beraber, unutmayacağım.

Ve sadece sabah olur artık, don atlet kalkıp yataktan, traş olmadan giyinmenin verdiği zevki hatırlamak. Ah birde mavi kot pantolonum, sapsarı spor ayakkabılarım ve beyaz t-shirtümü sırtıma geçirip, uzun, bir an’a yetişme derdi olmadan ettiğim kahvaltı.

Ve son. Bu gün bir resim buldum, insan ufacık bir şeyin, yıllardır o monitörün tepesinde yerleştiği sıcak noktadan, sevdiğinin yüzünün tüm güzel hatlarını, mutlu, üzgün, kızgın, çılgın demeden umarsızca ve gizliden gizliye, çaktırmadan,seyretmesini bu kadar mı kıskanır? Galiba evet, çok …….

Etiket Bulutu

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.